Sınır dışı etme kararına karşı dava açma süresi, kararın tebliğinden itibaren yedi gündür. Bu kısa süre, tebligatın hukuki işlevine dair sessiz bir varsayıma dayanır: kişi kendisine tebliğ edilen belgeyi okumuş, ne olduğunu ve ne yapması gerektiğini anlamıştır. Geri gönderme merkezlerinde (GGM) tutulan ve Türkçe bilmeyen bir yabancı bakımından bu varsayım çoğu zaman gerçeği yansıtmaz. Bu yazı, dil engelinin tebligatın geçerliliği, sürelerin işlemesi ve avukata erişim bakımından doğurduğu sorunları ele almaktadır.
Sorunun somut ölçeği
Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun (TİHEK) İstanbul Çatalca Geri Gönderme Merkezine ilişkin ziyaret raporu, tartışmanın teorik olmadığını göstermektedir. 6-7 Ekim 2025 tarihlerinde yapılan ziyarete dayanan ve Kurumun 16/7/2026 tarihli, 2026/778 sayılı kararıyla kabul edilen 2026/45 sayılı raporda şu veriler yer almaktadır:
- Merkezde 64 farklı uyruktan 440 yabancı barındırılmaktadır.
- Merkezde görev yapan tercüman sayısı ikidir: biri kadrolu Farsça tercüman, diğeri proje kapsamında görevli İngilizce/Rusça tercümandır.
- Toplam personel sayısı 98'dir.
- Avukat görüşme odası sayısı dörttür; odalar camlı bölmelerle ayrılmış olup görüşme mikrofon aracılığıyla yapılmaktadır.
Altmış dört uyruk ile iki tercüman arasındaki oran, Özbekçe, Kırgızca, Tacikçe, Türkmence, Peştuca, Dari, Bengalce, Urduca ya da çeşitli Afrika dillerini konuşan bir yabancının, kendisine tebliğ edilen belgeyi kendi dilinde anlamasının kurumsal olarak güvence altına alınmadığını göstermektedir. Nitekim TİHEK, raporunun tavsiyeler bölümünde tercüman sayısının artırılmasını önermiştir.
Tebligat neyi sağlamak zorundadır?
YUKK m. 53/2 şöyledir: "Karar, gerekçeleriyle birlikte hakkında sınır dışı etme kararı alınan yabancıya veya yasal temsilcisine ya da avukatına tebliğ edilir. Hakkında sınır dışı etme kararı alınan yabancı, bir avukat tarafından temsil edilmiyorsa kendisi veya yasal temsilcisi, kararın sonucu, itiraz usulleri ve süreleri hakkında bilgilendirilir."
Hükmün iki ayrı unsur içerdiğine dikkat edilmelidir: tebliğ ve bilgilendirme. Tebliğ, gerekçeli kararın ulaştırılmasıdır; bilgilendirme ise, avukatla temsil edilmeyen kişi bakımından ayrıca öngörülmüş, kararın sonucunu ve başvuru yolunu kavratmaya yönelik bir yükümlülüktür. Kanun koyucunun bu ikinci yükümlülüğü yalnızca avukatsız kişiler için ayrıca düzenlemiş olması anlamlıdır: hükmün varsayımı, avukatı olmayan kişinin belgeyi kendi başına doğru yorumlayamayabileceğidir. Bir belgenin imza karşılığı elden verilmiş olması, bu ikinci unsurun gerçekleştiğini kendiliğinden ispat etmez.
Aynı yükümlülük idari gözetim bakımından da tekrarlanmıştır. Madde 57/5 uyarınca idari gözetim kararı, sürenin uzatılması ve her ay yapılan değerlendirmelerin sonuçları gerekçesiyle birlikte tebliğ edilir; kişi avukatla temsil edilmiyorsa kendisi veya yasal temsilcisi kararın sonucu, itiraz usulleri ve süreleri hakkında bilgilendirilir.
Bu ayrım, sürenin başlangıcı bakımından belirleyicidir. Yedi günlük dava açma süresi, tebligatın hukuken geçerli olmasına bağlıdır. Muhatabın anlamadığı bir dildeki belgeyi, içeriği kendisine anlayabileceği bir dilde aktarılmaksızın imzalamış olması hâlinde, tebligatın bilgilendirme işlevini gördüğü söylenemez. Uygulamada bu itiraz, süre aşımı def'ine karşı ileri sürülebilecek en güçlü argümanlardan biridir; ancak ispat sorununu da beraberinde getirir.
İspat bakımından dosyada aranması gereken unsurlar şunlardır: tebliğ tutanağında tercümanın adının, hangi dilde tercüme yaptığının ve imzasının yer alıp almadığı; belgenin yabancının anladığı bir dile çevrilmiş bir nüshasının verilip verilmediği; tercüme hizmetinin kimin tarafından sağlandığı. TİHEK raporunda, farklı diller bakımından zaman zaman merkezde bulunan diğer yabancılardan yardım alındığının tespit edilmiş olması, bu noktada ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husustur. Hakkında aynı merkezde işlem yürütülen bir başka yabancının tercüman olarak kullanılması, tarafsızlık ve gizlilik bakımından tartışmalıdır; kişinin sınır dışı sürecine ilişkin bilgilerin üçüncü bir yabancıyla paylaşılması sonucunu da doğurur.
İki ayrı karar, iki ayrı yol
Dil engelinin yarattığı en sık ve en ağır sonuçlu karışıklık, sınır dışı etme kararı ile idari gözetim kararının birbirinden farklı hukuki yollara tabi olmasıdır:
| Sınır dışı etme kararı (m. 53/3) | İdari gözetim kararı (m. 57/6) | |
| Başvurulacak merci | İdare mahkemesi | Sulh ceza hâkimi |
| Süre | Tebliğden itibaren 7 gün | Süre sınırı yok; şartlar değiştiyse yeniden başvurulabilir |
| Başvurunun etkisi | Yargılama sonuçlanıncaya kadar sınır dışı edilemez | Başvuru idari gözetimi durdurmaz |
| Sonuçlanma | Dosyanın tekemmülünden (veya ara karar/duruşma tamamlanmasından) itibaren 15 gün | Hâkim incelemeyi 5 gün içinde sonuçlandırır |
| Karar | Kesin | Kesin |
Tablodaki iki ayrıntı özellikle karıştırılmaktadır. Birincisi, sınır dışı etme davasında "on beş gün" ibaresi davanın açılmasından itibaren değil, m. 53/3'ün 7533 sayılı Kanunla değişik hâli uyarınca dosyanın tekemmülünden itibaren işler; dolayısıyla uygulamada süreç on beş günde bitmez. İkincisi, sınır dışı etme kararına karşı dava açılması yabancının sınır dışı edilmesini engellerken, idari gözetim kararına karşı sulh ceza hâkimine başvurulması gözetimi durdurmaz.
Türkçe bilmeyen bir kişinin, kendisine aynı gün tebliğ edilen iki ayrı belgenin farklı mahkemelere farklı sürelerde götürülmesi gerektiğini kavraması, tercüme desteği olmaksızın gerçekçi değildir. Uygulamada sıkça karşılaşılan durum, kişinin iki karardan yalnızca birine itiraz etmesi ya da her ikisi için tek bir başvuruda bulunmasıdır. Bu, sürecin en başında telafisi güç bir hak kaybına yol açabilir.
Avukata erişim: biçimsel erişim ile etkili erişim ayrımı
Avukata erişim, GGM'lerde bir iyi niyet uygulaması değil, kanuni bir haktır. YUKK m. 59/1-b uyarınca geri gönderme merkezlerinde yabancıya "yakınlarına, notere, yasal temsilciye ve avukata erişme ve bunlarla görüşme yapabilme, ayrıca telefon hizmetlerine erişme imkânı sağlanır". Dahası m. 57/7, idari gözetim işlemine karşı yargı yoluna başvuranlardan avukatlık ücretlerini karşılama imkânı bulunmayanlara, talepleri hâlinde 1136 sayılı Avukatlık Kanunu hükümlerine göre avukatlık hizmeti sağlanmasını öngörür.
Bu son hüküm, dil engeli tartışmasının merkezindedir. Hak, kişinin talebine bağlanmıştır; talep ise ancak hakkın varlığı biliniyorsa ileri sürülebilir. Kendisine ücretsiz avukat sağlanabileceğini hiç öğrenmemiş bir kişi bakımından m. 57/7 kâğıt üzerinde kalır. Bu nedenle m. 53/2 ve m. 57/5'teki bilgilendirme yükümlülüğünün kapsamına, m. 57/7'deki adli yardım imkânının da girdiğini kabul etmek gerekir.
TİHEK raporuna göre Çatalca GGM'de dört avukat görüşme odası bulunmakta ve hafta içi mesai saatleri içinde sınır olmaksızın erişim sağlandığı belirtilmektedir. Bu, kurumsal olarak erişimin açık olduğunu gösterir. Ancak hukuki güvencenin ölçüsü, kapının açık olması değil, kişinin o kapıdan geçebilmesidir.
Etkili erişimden söz edebilmek için kişinin sırasıyla şunları bilmesi gerekir: (i) avukat tutma hakkının bulunduğunu, (ii) ödeme gücü yoksa m. 57/7 uyarınca talep üzerine avukatlık hizmeti sağlanacağını, (iii) başvurunun nasıl yapılacağını ve (iv) sınır dışı kararı bakımından bunu yedi günlük süre dolmadan yapması gerektiğini. Bu dört bilginin tamamı, kişiye anlayacağı bir dilde aktarılmadığı sürece, fiziksel erişim imkânı tek başına sonuç doğurmaz. Kaldı ki avukatla yapılacak görüşmenin kendisi de tercüme gerektirir; merkezde iki tercüman bulunduğu bir yapıda, avukat görüşmelerinin tercüme ihtiyacının nasıl karşılanacağı ayrı bir sorundur.
Anayasa'nın 40. maddesi, hakları ihlal edilen herkesin yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını devlete ödev olarak yüklemektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 13. maddesindeki etkili başvuru hakkı da aynı yöndedir. Etkili başvuru hakkının değerlendirilmesinde ölçüt, başvuru yolunun kâğıt üzerinde var olup olmadığı değil, ilgili kişi bakımından pratikte kullanılabilir olup olmadığıdır. Dil engeli, başvuru yolunu ortadan kaldırmaz ama kullanılamaz hâle getirebilir; hukuki sonuç bakımından ikisi arasında fark yoktur.
Anayasa Mahkemesinin gerekçe ve belgelendirme yaklaşımı
Anayasa Mahkemesinin GGM uygulamalarına ilişkin kararları, doğrudan tercüman sorununu ele almamakla birlikte, idarenin işlemlerini belgelendirme yükümlülüğüne ilişkin ölçütler içermektedir. Y.K. kararında (B. No: 2016/14347, 2/6/2020) Mahkeme, başvurucunun tek kişilik odaya konulmasına dair yazılı bir emir ya da tutanak bulunmadığını ve idarece hangi nedenle bu odaya konulduğuna ilişkin bir izahat yapılmadığını, ihlal sonucuna götüren unsurlar arasında saymıştır.
Bu yaklaşım tebligat tartışmasına da uygulanabilir. Tercümanın kimliğini, dilini ve imzasını içermeyen bir tebliğ tutanağı, bilgilendirme yükümlülüğünün yerine getirildiğini göstermekten uzaktır. İdarenin kendi işlemini belgelendirmemiş olmasının sonucuna, o belgeyi düzenlemekle yükümlü olan idarenin katlanması gerektiği yönündeki genel ilke burada da geçerlidir.
Değerlendirme ve öneriler
Dil engeli, GGM'de tutulan yabancı bakımından tek bir hakkı değil, birbirine bağlı bir hak zincirini etkilemektedir: kararın anlaşılması, sürenin bilinmesi, doğru mercie başvurulması ve avukata ulaşılması. Zincirin ilk halkasındaki eksiklik, sonrakilerin hepsini işlevsiz bırakır.
Mevzuat düzeyinde şu düzenlemeler soruna doğrudan yanıt verecektir:
- Sınır dışı etme ve idari gözetim kararlarının tebliğinde, tebliğ tutanağında tercümanın adı, tercüme edilen dil ve imzası ile belgenin hangi dilde sözlü olarak aktarıldığının zorunlu unsur hâline getirilmesi.
- Kararın sonucunu, başvurulacak mercii, süreyi ve m. 57/7'deki adli yardım imkânını gösteren standart bir bilgilendirme formunun yaygın konuşulan dillerde hazırlanarak tebliğe eklenmesi.
- Merkezde bulunan diğer yabancıların tercüman olarak kullanılmasının, gizlilik ve tarafsızlık gerekçesiyle açıkça sınırlandırılması.
- Tercüman kadrolarının, merkezde barındırılan nüfusun dil dağılımına göre belirlenmesi — TİHEK'in Çatalca raporundaki tavsiyesi bu yöndedir.
Bu düzenlemeler yapılmadığı sürece, yedi günlük dava açma süresinin Türkçe bilmeyen bir yabancı bakımından gerçek bir başvuru imkânı sunduğunu söylemek güçtür.
Kaynaklar
- 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (RG 11.04.2013, S. 28615), m. 53/2-3 (üçüncü fıkra: Değişik 21/11/2024-7533/36 md.), m. 57/5-6-7 ve m. 59/1-b.
- Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, İstanbul Çatalca Geri Gönderme Merkezi Ziyaret Raporu, Rapor No: 2026/45, 16/7/2026 tarihli ve 2026/778 sayılı Karar (ziyaret tarihi 6-7 Ekim 2025).
- AYM İkinci Bölümü, Y.K., B. No: 2016/14347, 2/6/2020 (Basın Duyurusu BB 53/20, 3.9.2020).
- Göç İdaresi Başkanlığı, "Sınır Dışı Etme", goc.gov.tr.
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 40; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 13.
Bu yazı 11 Eylül 2026 tarihi itibarıyla yürürlükteki mevzuat esas alınarak hazırlanmıştır. Genel bilgilendirme amaçlı olup hukuki danışmanlık niteliği taşımaz; somut bir olayda bir avukata danışılması yerinde olur.
Bu yazı 11 Eylül 2026 tarihi itibarıyla yürürlükteki mevzuat esas alınarak hazırlanmıştır. Genel bilgilendirme amaçlıdır, hukuki danışmanlık yerine geçmez. Somut olayınız bakımından bir avukata danışmanızı öneririz.
Bu Konuda Görüşme Talep Edin
İdari gözetim, sınır dışı etme veya geri gönderme merkezi süreçlerinde dosyanızı birlikte değerlendirelim.
Görüşme Talebi