Geri gönderme merkezinde (GGM) tutulan bir yabancının imzaladığı gönüllü geri dönüş formu, dosyanın seyrini bir anda değiştirir: sınır dışı etme kararına karşı açılmış dava konusuz kalma riskiyle karşılaşır, kişinin ülkeden çıkışı hızlanır ve idare bakımından süreç sonlanmış sayılır. Bu ağır sonuçlar, belgenin dayandığı iradenin gerçekten özgür olup olmadığı sorusunu hukuki bir sorun hâline getirir. Bu yazı, özgürlüğü kısıtlanmış bir kişinin rızasının hangi koşullarda hukuken değer taşıyacağını ve bu rızanın devletin geri göndermeme yükümlülüğünü ortadan kaldırıp kaldırmadığını ele almaktadır.
Gönüllülüğün resmî tanımı: dört unsur birlikte aranır
Göç İdaresi Başkanlığının resmî tanımına göre gönüllü geri dönüş, kişilerin belirlenen programlar kapsamında gönüllü, güvenli, onurlu ve düzenli bir şekilde ülkelerine dönmeleridir. Bu dört unsurun hepsi bir arada bulunmadığında gönüllü geri dönüşten söz edilemez.
Tanımın yapısı hukuken önemlidir, çünkü "gönüllülük" tek başına yeterli sayılmamış; güvenlik ve onur unsurları da aynı tanımın parçası hâline getirilmiştir. Buradan çıkan sonuç şudur: kişinin imzası, dönüşün güvenli ve onurlu olduğunu da beraberinde ispat etmez. Bir kişi, döneceği yerin kendisi için güvenli olmadığını bile bile, başka çıkış yolu görmediği için imza atmış olabilir. Böyle bir imza, tanımın ilk unsurunu şeklen karşılasa da ikinci ve üçüncü unsurlarını karşılamaz.
Özgürlüğü kısıtlanmış kişinin rızası
Rızanın hukuki değeri, verildiği ortamdan bağımsız değerlendirilemez. Bir kişi süresi belirsiz biçimde kapalı bir tesiste tutuluyorsa, imza atmanın oradan çıkmanın bilinen tek yolu olarak sunulması hâlinde, ortaya çıkan iradenin serbestçe oluştuğu söylenemez. Bu, hukukumuzda yeni bir düşünce değildir; iradeyi sakatlayan hâller bakımından genel hukuk ilkeleri de aynı yöne işaret eder.
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Abdulkadir Yapuquan kararında (B. No: 2016/35009, 2/5/2019) bu meseleyi doğrudan ele almıştır. Karara konu olayda idare, başvurucunun idari gözetim kararının kaldırıldığı on ikinci aydan sonra kendi iradesiyle GGM'de kaldığını gösteren belgeler sunmuştur. Mahkeme bu savunmayı üç ayrı gerekçeyle reddetmiştir:
Birincisi, belgenin güvenilirliği. GGM tarafından tanzim edilen tutanağı başvurucunun imzalamaktan kaçınmış olması, Mahkemeye göre tutanağın içeriğinin gerçeklik değeri taşıdığı konusunda kuşku ve belirsizliklere yol açmıştır. İdarenin tek taraflı düzenlediği ve ilgilinin imzalamadığı bir tutanak, rızanın ispatı bakımından yeterli görülmemiştir.
İkincisi, davranışla çelişen irade. Başvurucunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine ve Anayasa Mahkemesine müracaat ederek serbest kalmak istemesi, rızayla tutulma iradesinin ortadan kalktığı anlamına gelmektedir. Yani kişinin sonraki davranışları, daha önce verdiği varsayılan rızayı çürütebilir.
Üçüncüsü ve en önemlisi, rızanın hukuken değerlendirilebilirliği. Mahkeme, bireyin özgürlüğünden kendi iradesiyle vazgeçmesinin engellenmesinin devletin pozitif yükümlülüklerinden olduğunu belirtmiş ve kişinin özgürlüğünden yoksun kalma doğrultusundaki rızasına hukuken bir kıymet atfedilmesinin mümkün bulunmadığı sonucuna varmıştır. Mahkeme ayrıca, kamu makamlarının hukuk normunun gereğini yerine getirmek için harekete geçme zamanı geldiğinde pasif bir tavır takınmasının bu pozitif yükümlülükle bağdaşmayacağını ifade etmiştir.
Bu tespitler doğrudan idari gözetimin devamına rıza bağlamında verilmiş olmakla birlikte, taşıdıkları mantık gönüllü geri dönüş beyanına da uygulanabilir. Özgürlüğünden yoksun bırakılmış bir kişinin, o yoksunluğu sona erdirmek için verdiği beyanın serbest iradeye dayandığı varsayımı, kararın kurduğu çerçevede kendiliğinden kabul edilebilir bir varsayım değildir.
Bilgilendirilmiş rızanın asgari koşulları
Rızanın geçerli sayılabilmesi için kişinin neye rıza gösterdiğini bilmesi gerekir. GGM ortamında bu, en az şu unsurların sağlanmasını gerektirir:
- Belgenin anlaşılabilir bir dilde aktarılması. Kişinin okuyamadığı bir dilde hazırlanmış formu imzalaması, içeriğine rıza gösterdiğini göstermez. Tebliğ tutanağında tercümanın adı, dili ve imzası bulunmalıdır.
- Sonuçların bildirilmesi. Kişinin, imzanın devam eden davası üzerindeki etkisini, ülkeye yeniden giriş yasağı doğurup doğurmayacağını ve geri dönüşün geri alınıp alınamayacağını bilmesi gerekir.
- Alternatiflerin bildirilmesi. Kişiye yalnızca imzalamanın sonucu değil, imzalamamanın sonucu da anlatılmalıdır. İdari gözetime alternatif yükümlülüklerin ve uluslararası koruma başvurusu imkânının varlığından habersiz bir kişi, gerçek bir seçim yapmış sayılmaz.
- Düşünme imkânı ve baskı yokluğu. İmzanın alındığı an ile ülkeden çıkışın gerçekleştiği an arasındaki sürenin kısalığı, baskı iddiasının değerlendirilmesinde dikkate alınacak bir olgudur.
- Hukuki yardım imkânı. Avukatın hazır bulunması kanunen zorunlu tutulmamış olsa dahi, kişinin avukatla görüşme imkânının bulunup bulunmadığı, rızanın bilgilendirilmiş olup olmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınmalıdır.
İmza, geri göndermeme yükümlülüğünü ortadan kaldırır mı?
Tartışmanın en kritik noktası budur. YUKK m. 4 şu hükmü içerir: "Bu Kanun kapsamındaki hiç kimse, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı veya ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemez."
Hükmün yazımına dikkat edilmelidir. Kanun koyucu, "kimse ... gönderilmek istemediğini beyan edebilir" gibi bir hak kurgusu kurmamış; doğrudan gönderilemez demiştir. Yasak, kişinin talebine bağlı bir koruma değil, devlete yüklenen bir yükümlülüktür. İlkenin muhatabı yabancı değil, devlettir. Dolayısıyla yabancının "dönmek istiyorum" beyanı, devletin gönderileceği yerde risk bulunup bulunmadığını araştırma yükümlülüğünü kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Aksi kabul, ilkeyi feragat edilebilir bir hak hâline getirir ki bu, hükmün lafzıyla bağdaşmaz.
Aynı yönde bir dayanak m. 55'te bulunmaktadır. Bu maddeye göre m. 54 kapsamında olsalar dahi, sınır dışı edileceği ülkede ölüm cezasına, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacağı konusunda ciddi emare bulunanlar; ciddi sağlık sorunları, yaş ve hamilelik nedeniyle seyahati riskli görülenler; hayati tehlike arz eden hastalığı için gönderileceği ülkede tedavi imkânı bulunmayanlar; mağdur destek sürecinden yararlanan insan ticareti mağdurları ile tedavileri tamamlanıncaya kadar psikolojik, fiziksel veya cinsel şiddet mağdurları hakkında sınır dışı etme kararı alınmaz. Maddenin ikinci fıkrası ise bu değerlendirmelerin "herkes için ayrı" yapılacağını açıkça belirtir.
Buradan çıkan sonuç şudur: m. 55 kapsamına giren bir kişi hakkında hukuken sınır dışı etme kararı verilemeyeceğine göre, böyle bir kişinin imzaladığı gönüllü geri dönüş formu, verilemeyecek bir kararı verilebilir hâle getirmez. Nitekim İdari Gözetime Alternatif Yükümlülüklere İlişkin Yönetmeliğin 6. maddesinin ikinci fıkrası da m. 55 kapsamındaki yabancıların alternatif yükümlülüklere tabi tutulamayacağını düzenleyerek, bu kişilerin sistemin tümüyle dışında tutulduğunu göstermektedir.
Bu yorumu destekleyen bir dayanak, İdari Gözetime Alternatif Yükümlülüklere İlişkin Yönetmelikte de bulunmaktadır. Yönetmeliğin geri dönüş danışmanlığını düzenleyen 12. maddesinin üçüncü fıkrası, bu kapsamda ülkesine veya üçüncü bir ülkeye çıkışı sağlanacak yabancılar hakkında yapılan iş ve işlemlerde Kanunun 4. maddesi hükümlerinin saklı olduğunu açıkça belirtir. Yani gönüllü dönüşü teşvik eden bir mekanizmanın işletilmesi, geri göndermeme ilkesini devre dışı bırakmaz. Aynı maddenin dördüncü fıkrası, bu kapsamdaki yabancıya hak ve yükümlülüklerinin yazılı olarak tebliğ edilmesini öngörmektedir.
İspat yükü bakımından ise şu ayrım yapılmalıdır: kişinin menşe ülkesinde karşılaşacağı riske ilişkin iddiasını somutlaştırması beklenir; ancak iddia ortaya konulduktan sonra, gönderilecek yerin güvenli olduğunu değerlendirme ve bu değerlendirmeyi belgelendirme yükümlülüğü idareye aittir. İmzalı bir form, bu değerlendirmenin yerine geçmez.
Uygulamada bakılması gereken noktalar
Bir dosyada gönüllü geri dönüş beyanının geçerliliği tartışılacaksa, şu hususlar incelenmelidir:
- Formun hangi dilde hazırlandığı ve tercüme edilip edilmediği; tebliğ tutanağında tercüman bilgisinin bulunup bulunmadığı,
- İmzanın alındığı tarih ile kişinin GGM'ye giriş tarihi arasındaki süre,
- İmzanın alındığı tarih ile ülkeden çıkışın gerçekleştiği tarih arasındaki süre,
- Kişinin o tarihte devam eden bir davası veya uluslararası koruma başvurusu bulunup bulunmadığı,
- Kişiye geri göndermeme ilkesi kapsamında bir değerlendirme yapılıp yapılmadığı, yapıldıysa dosyada belgesinin bulunup bulunmadığı,
- Kişinin m. 55 kapsamına giren bir durumu (sağlık, hamilelik, şiddet veya insan ticareti mağduriyeti) bulunup bulunmadığı ve bunun ayrıca değerlendirilip değerlendirilmediği,
- Kişinin imzadan sonraki davranışlarının (başvuru, itiraz, şikâyet) beyanla çelişip çelişmediği.
Sonuç
Gönüllü geri dönüş, mevzuatın ve idarenin kendi tanımına göre gönüllülük, güvenlik, onur ve düzenlilik unsurlarının birlikte bulunmasını gerektiren bir kurumdur. GGM'de alınan bir imza bu unsurların yalnızca biri hakkında, o da tartışmalı biçimde, karine oluşturur. Anayasa Mahkemesinin özgürlükten yoksun kalma yönündeki rızaya hukuken kıymet atfedilemeyeceği yönündeki tespiti, bu alandaki değerlendirmenin çıkış noktası olmalıdır. Geri göndermeme ilkesi bakımından ise sonuç açıktır: imza, devletin araştırma yükümlülüğünü sona erdirmez. Uygulamanın güvenilirliğini artırmak için, gönüllü geri dönüş beyanlarının alınmasında tercüme, bilgilendirme ve düşünme süresine ilişkin asgari usul güvencelerinin açık biçimde düzenlenmesi yerinde olacaktır.
Kaynaklar
- 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (RG 11.04.2013, S. 28615), m. 4, 55 ve 57/A.
- İdari Gözetime Alternatif Yükümlülüklere İlişkin Yönetmelik (RG 14.09.2022, S. 31953), m. 6/2 ve 12.
- AYM Genel Kurulu, Abdulkadir Yapuquan, B. No: 2016/35009, 2/5/2019 (Basın Duyurusu BB 45/19, 17.5.2019).
- Göç İdaresi Başkanlığı, "Gönüllü Geri Dönüş", goc.gov.tr.
Bu yazı 11 Eylül 2026 tarihi itibarıyla yürürlükteki mevzuat esas alınarak hazırlanmıştır. Genel bilgilendirme amaçlı olup hukuki danışmanlık niteliği taşımaz; somut bir olayda bir avukata danışılması yerinde olur.
Bu yazı 11 Eylül 2026 tarihi itibarıyla yürürlükteki mevzuat esas alınarak hazırlanmıştır. Genel bilgilendirme amaçlıdır, hukuki danışmanlık yerine geçmez. Somut olayınız bakımından bir avukata danışmanızı öneririz.
Bu Konuda Görüşme Talep Edin
İdari gözetim, sınır dışı etme veya geri gönderme merkezi süreçlerinde dosyanızı birlikte değerlendirelim.
Görüşme Talebi